Daha yaşanası bir dünya istemiştik oysa...

Bilkent Üniversitesi yönetimi, öğrencilere gönderdiği mesaj ile, tekerlekli sandalye kullananların mezuniyet törenine katılamayacaklarını açıkladı.

Irkçılık kadar ağır bir suçtur, sağlamcılık.

Engellileri dışlamak...

Birilerinin kendi kriterlerine göre "Sağlam" olarak nitelediklerini "normal insan tipi" kabul edip, engellileri bu nitelemenin dışına çıkararak yok saymak...

Koskoca bir üniversite ve aldığı karar ortada...

Bu karar yıllar önce yaşadığım bir olayı hatırlattı bana.

Genel Kurmay Başkanlığında engelli çocukların tiyatro gösterisinde de aynı kadar alınmıştı.

"Tekerlekli sandalye kullanan çocuklar gelmesin" denildi.

Görüntüyü bozuyor olabiliriz.

Bu zihniyet bize yaşam şansı vermiyor.

Bizi ötekileştiyor ve aşağılıyor.

Bu köhne zihniyet, suçludur.

Ağır suçludur hem de.

Aralık 2019. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, BM Engelli Hakları Sözleşmesinin 8'inci maddesi (Bilinç ve Farkındalık kazandırma) ile ilgili bir yıllık rapor yayınladı.

Raporda, "Yapabilirlik/ ableizm" yani sağlamcılığın, ırkçılık kadar ağır bir ayrımcılık türü olduğu yazıyor.

Bilkent Üniversitesi bu karar ile, ayrımcılık yasağını ihlal etmiştir.

Suç işlemiştir.

Karşılığında ne oluyor?

Hiç...

Bizim Bilkent Üniversitesi Rektörünü istifaya çağırmamız, kararı kınayarak yönetimi özür dilemeye ve karardan dönmeye davet etmemiz nafile...

Akademik camia, sınıfta kalmıştır.

Bu üniversitede okumuş engelli öğrencileri, mezuniyet töreninde yok saymayı ağır bir suç saymaktan başka tarif edecek bir kavram bulamıyorum.

Erişilebilirliği öncül bir yükümlülük olarak görmeyen, engellilerin haklarına saygı göstermeyen, hizmet etmekten uzak durmak isteyen yönetimler, böylesine ayrımcı kararlar almaya devam edecekler.

Baktığınızda herkes engelli dostu.

Nedir bu "Engelli dostu"?

Erişilebilirlik bir yükümlülük ise, erişilebilirliği sağlayanlar neden "dost" oluyor?

Erişilebilirlik, sosyal sorumluluk mudur, yasal zorunluluk mu?

İnsanlar, neden bunun ayrımına varmıyor ya da varmaları için bir baskı yapılmıyor?

Suç, sadece ayrımcı kararlar alanlarda mıdır yoksa politikaları yapanlarda da bir eksiklik var mıdır?

Engelliler, aileleri ve onları temsil ettiğini iddia eden örgütler, suçlu değil midir?

Bizler de suç ortağı değil miyiz?

Sonuç olarak bizler, bu ülkenin ötekileştirilen vatandaşları olarak, dün olduğu gibi bugün de yapılanları unutacağız.

Bir ekonomi profesörünün engelli çocuklar üzerinden söylemlerini unuttuğumuz gibi...

Bir köşe yazarının zihinsel engellilere hakaretleri gibi... Ki bunları biz son 1 ay içinde yaşamıştık.

Unutacağız, çünkü yarın, bunlardan ve Bilkent üniversitesinin aldığı bu karardan daha ağır bir ayrımcı bir haber duyacağız.

Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim.

BM Engelli Hakları Komitesine yazılacak gölge raporda, diğer ayrımcı uygulamalar gibi Bilkent Üniversitesinin bu kararına yer vereceğim.

Bilmeliyiz ki bu toplumda, engellilerin insan haklarına erişimleri için bilinç kazandırma hakkında bizler; engelli örgütleri, üzerimizdeki ağır sorumluluğun farkında olmadığımız sürece, her türlü ayrımcılık, bizim kaderimiz olmaya devam edecek.

*******

Bilkent'in bu skandal kararı sonrası oluşan tepkiler, YÖk'ün olaya müdahil olması üniversitenin geri adım atmasına sebep oldu. Mezunlarına attığı elektronik postada bir düzenleme yaparak, incitici ve ayrımcı o ifadeleri çıkartarak yanlışından dönmeye çalıştığına dair  duyum geldi kulağımıza. 

Açıkçası;

Buna yönelik, kamuoyuna yapılan resmi bir açıklama yayımlanmadı henüz..

Ama,

Bu güzide Üniversitemizden böyle bir düzeltme ve hatta özür açıklaması gelmesini bekliyoruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.